3 Mart 2012 Cumartesi

KASTAMONU



21-23 Ekim 2011


Foto gezileri ile çıktığım ikinci gezi oluyor. Gene Jolly tur otobüsleri ile yola çıkılıyor. Geziyi esas düzenleyen ise Kastamonu Fotoğraf Sanatı Derneği. Destekleyenler: Abana, Bozkurt, Çatalzeytin ve İnebolu Belediyeleri.  Bu sefer Mihriban'ı kandırmakta pek de güçlük çekmiyorum. Sonbaharı görüntülemenin tam zamanı.

21 Ekim

Gece 22:30'da Beşiktaş eski iskele önünden Jolly tur otobüsüne biniyorum. Mihriban'ı ise Kadıköy evlendirme dairesi önünden alıyoruz. Hava güzel. Yola koyuluyoruz.

22 Ekim 

Sabah 8 gibi Kastamonu'nun Bozkurt ilçesine varıyoruz. Belediyenin misafirhanesinde bize mükellef bir kahvaltı bekliyor. Kahvaltı yaparken hepimize  küçük birer paket veriyorlar. İçerisinde, bölgeyi tanıtmak amacıyla minik eşantiyonlar var; kestane, bal, leblebi şekeri vs. ve bazı broşürler. Kahvaltımızı tamamladıktan sonra belediyenin ayarlamış olduğu, rehberli minübüslere biniyoruz. 
Bozkurt, Batı Karadeniz bölgesinde, idari yönden Kastamonu iline bağlı bir ilçe. İlçe kıyıdaki Abana içesinin 2 km. güneyinde, Abana-Kastamonu yolu üzerinde. Ezine Çayı'nın doğu ve batısında ki, düzlük ile yamaçlara kurulmuş. malazgirt savaşından sonra Kastamonu'ya çeşitli türk boyları iskan edilmiş. Kastamonu2ya akın akın gelen boylar, en elverişili ve kestirme vadiler yoluyla, Karadeniz'e kadar inmişler. Kastamonu'yu Karadeniz'e bağlayan en kestirme yol, daha sonraları ticaret ve kervan yolu olarak kullanılan; Devrekani-Şenlik pazarı Şeyhoğlu- Bayram gazi üzerinden Karadeniz'e uzanmakta. Bölgeye ilk gelenler, bu vadi boyunca sahile doğru ilerlerken, uygun buldukları yerlere yerleşerek köyler kurmuşlar.

Biz önce Bozkurt'ta, halen faaliyette olan eski değirmeni geziyoruz. Aramızdan bazıları bu değirmende öğütülmüş olan mısır unundan alıyorlar. 



Bozkurt'ta halen mısır unu öğüten eski değirmen
Az ilerde ilçe meydanında pazar kurulu. Pazar deyince akan sular durur. Hemen o tarafa yöneliyoruz. Fakat saat olarak herhalde erken toplanıyorlar, çünkü fazla satıcı yok. Satıcılar köylülerden oluşuyor zaten. Kuru fasulye, biber, kestane, mısır unu bir sürü ürün yer alıyor.
Bozkurt Pazarı Kastamonu
Bozkurt pazarında çocuğuyla köylü kadın - Kastamonu
Bozkurt Pazarı - Kastamonu
Köylü teyze ve Mihri Bozkurt Pazarı - Kastamonu
Bozkurt Pazarında ben ve satıcı teyze - Kastamonu

Etraf yapraklarını dökmemekde ısrar eden ağaçlar sayesinde yemyeşil, fakat dökenler sayesinde ise kızıl, bakır, kahverengi, sarı. Yani tam bir renk cümbüşü. Sanki tüm renkler hangimiz daha güzel diye bir yarışma içerisindeler. Manzara müthiş!
Türk tarih meydanına da şöyle bir göz attıktan sonra gezimize devam ediyoruz.
Bozkurt'ta ekmek fırını









Isırganlık bölgesinde biraz dolaşıp fotoğraf çektikten sonra, Çatalzeytin'e, deniz kıyısına iniyoruz.

ÇATALZEYTİN SAHİL - KASTAMONU

MİHRİ ÇATALZEYTİN SAHİLDE...



Çatalzetin küçük fakat sahili nefis bir kıyı kasabası. Çevreyi şöyle bir dolaştıktan sonra, Poyrazlar gemiciler (Evrenye)ye varıyoruz. Limanda dolaşmaya başlıyoruz. Aynı zamanda da, gruptan bizden evvel motor gezisine çıkanların dönmesini bekliyoruz. Çünkü aynı motorla biz de gezmeye çıkacağız.

EVRENYE
EVRENYE
MİHRİ EVRENYE LİMANDA
EVRENYE LİMANDA ZARGANA AVLIYORLAR
EVRENYE LİMANDA MOTOR BEKLERKEN...
EVRENYE LİMANDA BALIK AĞLARI
Hava güzel, deniz sakin, o yüzden motorla sahili gezebiliriz diye, motorlara binip, açılıyoruz.

MOTORDA EVRENYE
Fakat biz motora binip de denize açılınca birden dalga çıkıyor. Eh çıkar tabi, burası Karadeniz! Bense hala Mihri'nin azarlamaları arasında:) fotoğrafımızı çektirmek için birilerine makinamı vermeye çalışıyorum, ama kimse ellerini tutundukları yerden ayıramıyor ki:))) Hatta bayağı bir ıslanmaya başlayınca, kaptan dönmek ister misiniz? diye soruyor. Bu soruyu bekliyormuş gibi; hep bir ağızdan "evet, evet" diye bağırıyoruz.

EVRENYE - KASTAMONU
Sırada yolumuzun üzerinde "Kuğu Köyü" var. Hava iyice kararıyor. Belli ki yağmur gelecek.









Yağmur,mağmur dinlemeden yolumuza devam ediyoruz. Şimdiki hedefimiz; Abana-Çatalzeytin yolu üzerinde Hacıveli mevkinde yer alan "Hacıveli Konağı". 1935 yılında ilk okul olarak yaptırılan ve 1990 a kadar okul olarak kullanılan bina, şimdilerde restoran-kafe-bar olarakhizmet vermekte. Hava o kadar temiz ki, ikide bir derin nefes alıyoruz. Çaylarımızı yüksekte olan konağın güzel bahçesinde içtikten sonra, kalan zamanımızı, bahçedeki tavşan, ördek gibi şirin hayvanlarla oynayarak değerlendiriyoruz. www.abanahacivelikonak.com 

HACIVELİ KONAĞI BAHÇESİ - ABANA - KASTAMONU
HACIVELİ KONAĞI - ABANA - KASTAMONU


HACIVELİ KONAĞININ BAHÇESİ - ABANA - KASTAMONU
 Oradan yürüyerek sahile iniyoruz. Hava iyice kararıyor.



ABANA SAHİL
Sahilden sonra tekrar yola koyularak İnebolu merkeze gidiyoruz. İnebolu sahil de gayet güzel bir yer. Biz sahilden çok çarşı kesimine, içlere doğru girerek eski evleri görmek istiyoruz.

MİHRİ VE BERRİN İNEBOLU ÇARŞI'DA - KASTAMONU
ESKİ İNEBOLU EVLERİNE BİR ÖRNEK
İnebolu evlerini gezerken, hep böyle şeyleri de ben görürüm ya:) bir baktım bir sıçan daldan düşen tanelerle karnını doyurmaya çalışıyor. Tabi bizim şamatamızla karşılaşınca anında toz oldu.


İnebolu Evleri
İnebolu Evleri genelde 3 katlı bahçeli yapılardır. Bahçelerde erik, fındık, dut, elma, ceviz gibi meyve ağaçları bulunur. Hemen hemen her bahçede su kuyusu bulunur. Ayrıca bahçelerde yaz sohbetleri için çardak veya avlu içinde oturma mekanları bulunur.
Evler genelde bordo-beyaz renktedir. Bordo rengini Aşı Köyü'nden çıkarılan toprakla yapılan Aşı Boyasından alır. Aşı boyası bu ahşap evleri 20 yıl boyunca rahatlıkla koruyabilmektedir.
Evin çatısı genelde dört tarafa eğimlidir. Çatı denizden çıkarılan ve Marla Taşı(Arduaz) denilen geniş ve ince taşlarla örtülmüştür. Çatıda taş kullanılmasının sebebi son derece sert Karadeniz poyraz rüzgarlarında çatının dayanıklı olmasıdır. Marla taşı ise ince, düz yapısı ve ısı yalıtımına sağladığı katkıdan dolayı tercih edilmiştir.
Bodrum kat soğuktan korunmak ve rutubeti önlemek amacıyla taştan yapılır. İnebolu merkezinde bu bodrum katları iş yeri veya kiler olarak, kırsalda ise ahır olarak kullanılır. Her kat yüksek tavanlı, bol pencereli ve bağımsız bir daire şeklinde ana salona açılan odalar şeklinde tasarlanmıştır. Kat girişleri ana kapı girişinden veya dışarıdan merdivenle ayrılır. Bunun amacı ise aile genişledikçe bağımsız olarak evin rahat bir şekilde kullanılabilmesidir. Her katta tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yatak odasında dolap denilen bugünkü kullanımda ebeveyn banyoya karşılık gelen ilk bakışta gardrop izlenimi uyandıran küçük banyo bulunur. Bazı evlerde iki odadan oluşan çatı katı da bulunur.
DİYORUM SİZE BİR GÜN BİRİ AÇILACAK BU KAPILARDAN...


ÜNLÜ YAZARIMIZ OĞUZ ATAY 1934DE BU EVDE DOĞMUŞ
İnebolu çarşıda dolaşırken, İnebolu'nun meşhur "sarı yazma"larından satın alıyoruz.5 TL.

İNEBOLU'DA "SARI YAZMA" ALIRKEN
Kurtuluş savaşı sırasında küçük bir tekne ile İnebolu'ya silah ve cephane taşıyan "Halime Kaptan"ın taktığı sarı yazma rengini; "katır tırnağı" olarak bilinen yörede "baruk" olarak adlandırılan bir çiçekten elde edilen kök boyadan alıyor. Böyle yöresel öyküsü olan ürünlerimizi her gittiğim yerden mutlaka almaya çalışırım. Çok hoşuma gidiyor, ne yapayım:) Bu arada katır tırnağı deyince aklıma direk, rahmetli annem geliyor. Katır tırnağını pek severdi, Allah rahmet eylesin... 

İNEBOLU ESKİ EVLERİ
MİHRİ, İNEBOLU KAYMAKAMLIĞI İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ KAPISINDA
Sahile inince karşımıza, gezici bir müze çıkıyor. Müze, Çanakkale de bulunmuş olan savaş anılarından oluşuyor. Çok hüzünlü. İçeride sanki objeler değil, binlerce insanın kalıntısı var. Dedelerimiz, atalarımız neler yaşamış. Babaannem 1878 doğumluydu. İlk eşi Çanakkale harbinde, deniz zabitiymiş. Şehit düşmüş ve künyesi bulunamadığı için babaanneme şehit maaşı da bağlanmamış. Gözleri ıslak, uzaklara dalarak, hep bu elim olaydan bahsederdi. O yüzden midir, yoksa orada sahipsiz duran yüzlerce eşyanın bir daha sahiplerini hiç bulamayacağı duygusundan mıdır bilinmez, oradan kısa sürede ayrılıyorum. İçimi çok büyük bir hüzün kaplıyor! Ne mutlu Türk'üm diyene! 

ÇANAKKALE MÜZESİ

Kurtuluş Savaşı'nda İnebolu
Dönemin önemli bir ticaret merkezi olan İnebolu ve İnebolu Limanı Kurtuluş Savaşı'nda stratejik olarak önemli bir rol oynamıştır. Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Ankara'ya gitmek isteyenlerin bir bölümü teknelerle İnebolu İskelesine geliyor ve buradan Anadolu'ya geçiyordu. İstanbul ve SSCB'den gelen savaş gereçlerinin Anadolu'ya giriş noktası da İnebolu iskelesi olmuştu. Bunu fark eden Yunanlılar Karadeniz'deki donanmalarıyla iskeleyi denetlemeye başladı.Bundan sonuç alamayan Yunan savaş gemilerinden Panter ve Kılkış adlı iki Yunan zırhlısı 9 Haziran 1921'de İnebolu limanına geldi. Şehrin ileri gelenlerine ültimatom vererek cephane ve silahları iki saat içinde teslim etmesini söyledi. Savaş gemilerinin İnebolu'ya doğru hareket ettiği haberi zırhlılardan önce İnebolu'ya ulaşmış ve cephaneler bombalama karşında zarar görmemesi için iç kısımda kalan iki çay mevkiine, tepenin arkasında kalan ve zırhlıların top atışlarının ulaşamayacağı yerlere taşınmaya başlamıştı. Cephanelerin teslim edilmemesi üzerine Yunan savaş gemileri İnebolu'yu bombaladı. Ama Yunanlılar Kurtuluş Savaşı'nın gereksinimi olan insan ve cephanenin Anadolu'ya giriş yeri olan bu iskeledeki etkinliği önleyemedi.

İnebolu kayıkçılarının gayret ve başarıları 9 Nisan 1924 tarihli TBMM kararıyla Beyaz Şeritli İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir.




İNEBOLU - KASTAMONU
Merkezde Cumhuriyet Meydanı'nda ise "Şehit Şerife Bacı Anıtı" var.

Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı'nda yaşlı kadın ve erkekler ile birlikte İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken kış şartları nedeniyle Aralık 1921'de donarak ölmüş. Seydiler Belediyesi, 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 50. yılında belediye binasının önüne rölyefini yaptırmış ve ismi birçok kuruma verilmiş.

İNEBOLU SAHİL, GENE BULUTLAR VE YAĞMUR GELİYOR...
Artık karnımız acıktığı için çarşı içinde meşhurlardan bir restorana giriyoruz. Yemek fiyatları gayet makul. Yalnız, Kastamonu'nun meşhur kızılcık tarhanasını beğenmiyorum. Çıkışta İnebolu Belediyesinin kendisini tanıtmak amacıyla, bizim için düzenlediği konferansa katılmak üzere, konferans salonuna gidiyoruz. 


Oradan sonra, sahilde bir yerlerde Berrin, Suat, Mihri ben bira içiyoruz. Gruptan bir sürü insan da masalara dağılmış vaziyette. Havanın neminden de olsa gerek, bayağı yorgunuz hemen minibüslerimize atlayarak Bozkurt Belediyesinin misafirhanesine gidiyoruz. Berrin de bizim oda da kalıyor.  Bir müddet sohbetten sonra kafayı vuruyoruz.

22 Ekim

Sabah mükellef bir kahvaltıdan sonra, tekrar minibüslerimize dağılarak, yollara düşüyoruz. Hava bayağı kapalı, yağdı yağacak. Gideceğimiz ye "Abana Kent Ormanı". Bulunduğumuz yerden, Abana'nın yazlıklarının bulunduğu kesimini tepeden görüyoruz. Çok hoş görünüyor. Yazın nasıl olur bilemiyorum tabi.








Sahile indiğimizde hava kapalı ama durgun...





SAHİLİN BİRAZ ARKA KESİMİNDEN, BİR AĞAÇ KÜTÜĞÜNDEN GÖRÜNTÜ

Gezimizi sürdürerek, Kastamonu'nun ilçesi olan Bozkurt  ilçesinin bir köyüne gidiyoruz: "Yakaören Köyü". Çok sevimli bir köy, sonbahar olmasına rağmen her yer yemyeşil. Hele köpek yavrularına bayılıyoruz. Bol fotoğraf çekiyoruz.



























Deniz kıyısına "Beldeğirmen Köyü"ne iniyoruz. İnerken yol boyunca, minik kestane, yeşil elma, yani ne bulursak yiyoruz. Sahile vardığımızda hava gene pek sevimli değil. Kahvehanede oturarak birer türk kahvesi içiyoruz.







Kahvelerimizi içip dinlendikten sonra, İnebolu'da ki eski cezaevine gidiyoruz.
İnebolu’da 1973 yılına kadar Askerlik Şubesi Başkanlığı olarak kullanılan ve daha sonra Cezaevine dönüştürülen tarihi bina ilgi bekliyor. Yeni cezaevi binasının inşasından sonra 1991 yılında boşaltılan bina, o tarihten beri kullanılmadığı için büyük ölçüde harabeye dönüşmüş. Tarihi cezaevi restore edilerek, butik otel haline getirilmeyi bekliyor. 






ESKİ CEZAEVİ - KASTAMONU


Eski cezaevinden ayrılarak, Kastamonu 'ya gidiyoruz. Tabi meşhur Kastamonu taşköprü sarımsağından almadan olmaz. Erik pestili ve meşhur "Kastamonu çekme helvası"ndan alıyoruz. 

KASTAMONU GEYLANİ ÇEKME HELVASI:
Geçmiş asırlarda, KASTAMONU 'da yaşayan bir Bey’in, güzel bir kızı varmış.  Kastamonu’yu adaletli bir şekilde yöneten bu Bey kızını çok sevmekteymiş... O kadar ki, ondan ayrılığı hiç düşünmez, Onsuz hayatın çok olumsuz geçeceğini, onu görmeden yaşayamayacağını düşünürmüş.
Kız bu, Baba evinde beklemez, geleneklerimize ve göreneklerimize göre zamanı geldiğinde hem ağlar, hem de yuvasını kurar. Bey de bu gerçeği bildiği için kızıyla evlenecek olanları bir imtihana tâbii tutmaya karar vermiş. Uzun süre, bu imtihanın nasıl olması gerektiğini düşünmüş. Ama bir türlü bulamamış...  Bu arada kâhyasından bir teklif gelmiş. “Bey'im sen tatlıyı çok seversin, kızını öyle biriyle evlendirelim ki, yapacağı tatlı, kızının saç telinden ince olsun. Böyle bir tatlı yapana kızını verirsin” demiş. Bu fikir Bey'in çok hoşuna gitmiş. Kastamonu ’nun dört bir yanına haberler salınmış. Haberi duyan bütün Kastamonu delikanlıları, Bey'in kızının hayaliyle başlamışlar tatlı çeşitleri yapmaya... 
Bey yapılan tatlıları beğenmemiş. Abdulsamet isminde bir genç varmış. O da söz geçirememiş kalbine ve Bey'in kızını alabilmek için başlamış annesiyle helva yapmaya... 
Abdulsamet Un, tere yağ ve ağdayı, (üzüm pekmezi). Bey 'in kızının aşkıyla başlar yoğurmaya, Yoğurdukça, un, tere yağ ve ağdayı, aşkla kavrulur gönlü. Aşk ateşi tel tel yapar helvayı... ve meşhur KASTAMONU ÇEKME HELVASI çıkar ortaya... Bey çekme helvayı çok beyenir. Kızının saçları kadar ince, bi o kadar da lezzetli...   Abdulsamet usta da kavuşur sevdiğine. Daha sonra ki asırlar da, evler de Kastamonu Çekma Helvası geleneksel olarak yapılmaya devam edilir.
 Kastamonu Çekme Helvasında, her zaman bu aşkın hazzını hisseder, doyumsuz tadını duyarsınız damağınızda. O nedenle farklı bir lezzet ve nefaset 'tedir KASTAMONU Geylani Çekme Helvası...


Çarşı içinde meşhur kır pidesinden de yedikten sonra, çarşısından birer baskı masa örtüsü alıyoruz. Sıra "Kurşunlu Han"da.

KURŞUNLU HAN - KASTAMONU
Kastamonu merkezindeki Aktarlar Çarşısı'nda bulunan "Kurşunlu Han", Candaroğulları Beyliği'nin son hükümdarı ve Fatih Sultan Mehmet’ in dayısı Kemalettin İsmail Bey tarafından 1443-1461 yılları arasında yaptırılmış.
Afrikalı Seyyah İbn-i Batuta’ nın “gördüğüm yerler arasında en zengin, en güzel şehirlerden birisi” dediği ve bir ilim, irfan yurdu olarak tanımladığı Kastamonu’ya mührünü vuran Candaroğulları sülalesinin ilime ve ilim adamına en çok değer veren hükümdarı İsmail Bey’in Kastamonu ticaret hayatına sağladığı en büyük katkı Kurşunlu Han olmuş.
Kurşunlu Han, yapıldığı tarihte Kastamonu’nun en büyük ticaret merkezi konumundaymış. Asırlar boyunca da Kastamonu ticaretinin merkezi olma özelliğini kaybetmemiş. Hemen batı cephesine yapılan "Cem Sultan Bedesteni" ve "Penbe Han" ın işlevsellik kazanması ile şehirdeki ticari fonksiyonun merkezi haline gelen muhit, günümüzde de ticari hareketliliğin en yoğun olduğu bölge olarak dikkat çekmekte.
Zaman içersinde tıpkı Kastamonu’daki diğer ecdad yadigarı eserler gibi sahipsiz kalan ve yılların acımasızlığına direnemeyen han, uzun zaman bakımsız bir vaziyette içteki dükkanları depo olarak kullanılan atıl bir eser halini almış. 1998 yılında Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün kurulması ile hayat bulan eserler arasında Kurşunlu Han da yerini almıştır. Hem de en şanslı ecdad yadigarı olmuş.
Karadeniz Otelcilik Seyahat Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.’ ne restore et – işlet – devret modeli çerçevesinde ihale edilen Kurşunlu Han, uzun yıllar atıl ve bakımsız kalmanın acısını, Kastamonu’nun en gözde, en güzel turistik oteli olarak çıkarmaya başlamış. Karadeniz Otelcilik Seyahat Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından restorasyonu yapılan Kurşunlu Han 23 Ağustos 2008 tarihinde açılışı yapılarak hizmete girmiş.

KURŞUNLU HAN'DAKİ MEŞHUR  HAMAM KAZANI



Yapılış tarihi bilinmeyen ancak Çobanoğulları Beyliği dönemine ait olduğu tahmin edilen Vakıf Hamamı'nın restorasyonu sırasında Osmanlı Devleti'nin son dönemine ait bir kültür eseri olduğu belirtilen hamam kazanı ortaya çıktı. Kastamonu'nun en eski Türk-İslam Medeniyeti eserleri arasında yer aldığı kaydedilen Vakıf Hamamı'nda çıkan kazan, tam ortasından geçen şeridin yerleştirilmesindeki ince işçilik ile dikkat çekti. Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı'nda sergilenen hamam kazanından farklı bir teknik ile yapılan ve Kastamonu hamamlarındaki zenginliği ve çeşitliliği ortaya koyan kazan, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün turizm sektörüne kazandırdığı eserler arasında yerini aldı. Bakırdan yapılan ve 200 santimetre çapında olan hamam kazanının 5 Yıldızlı bir turistik otel olarak hizmet vermeye hazırlanan Kurşunlu Han'da sergilenerek turizme kazandırılacağı açıklandı.

Kurşunlu Han'dan çıkınca Kastamonu merkezde, meydanda, toplanarak tüm fotoğrafçılar toplu bir fotoğraf çektiriyoruz. Ondan sonra da yolcu yolunda gerek diyerek, İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Darısı başka fotoğraf dolu gezilerin başına:)



1 yorum:

İzleyiciler